Foire aux questions

Acil Doğum Kontrol Yöntemleri


Acil kontrasepsiyon ilk kez 1970’lerde ertesi gün hapı olarak isimlendirilmiştir.

Bu yöntem uzun dönem için uygun olan bir korunma yöntemi değildir. Korunmasız ya da yeterli korunma olmadan oluşan cinsel ilişki ya da tecavüz sonrasında başvuran kadınlar için kullanılan bir yöntemdir. Etki mekanizması menstruel siklusun hangi gününde ve hangi yöntemin kullanılmış olduğuna göre değişir. Temel etki mekanizmaları ovulasyonun önlenmesi ya da geciktirilmesi, endometriumu bozarak implantasyonun önlenmesi, sperm penetrasyonunun engellenmesidir. Acil kontrasptif yöntemler tıbbi düşük yaptırıcı ajanlar değillerdir. Oluşmuş gebeliklere zararlı olduğuna dair kanıt yoktur.

Östrojen ve progestin içeren, sadece progestin içeren, selektif progestin reseptör modülatörleri içeren oral ajanlar yanında rahim içi araç kullanımıda acil kontrasepsiyonda kullanılabilir.

1-Selektif progesteron reseptör modülatörü olan oral ajanlar: tek bir tablet içinde 30 mg ulipristat içerir. Korunmasız cinsel ilişkiden sonraki 5 gün içinde kullanılabilir.

2- Sadece progestin içeren oral ajanlar: 1,5 mg levonorgestrel içeren tek tablet ya da her biri 0,75 mg levonorgestrel içeren iki tabletten oluşan formlar şeklinde bulunabilirler. korunmasız cinsel ilişkiden sonraki 3 üç gün içinde kullanılabilirler. Tek tablet içeren formlar tek doz şeklinde, iki tablet içerenler ise 12 saat arayla iki doz şeklinde kullanılırlar.

3-Kombine östrojen ve progestin içeren oral kontraseptifler: Korunmasız ilişkiden sonraki 3 ya da 5 gün içinde kullanılabilirler. Herhangi bir formülasyon kullanılabilir.

4- Rahim içi araçlar: İlişkiden sonraki 5 gün içinde kullanıldığı zaman daha etkindir. Diğer oral ajanların etkinliği kadının kilosundan (beden kitle indeksi) etkilenebilir. Rahim içi araç kullanımında böyle bir etkileşim olmayacağından dolayı obez kadınlarda tercih edilebilir. Aynı zamanda gebelik istemeyen kadınlar için uzun dönem korunmada sağlaması ikinci avantajıdır.

Oral ajanlara bağlı olarak görülen yan etkiler; bulantı kusma, anormal kanama, baş ağrısı, baş dönmesi olarak sayılabilir.

Oral alınan ajanlarda meydana gelebilecek bulantının önlenmesi için 1 saat önce antiemetik alınması koruyucu olabilir.

Acil kontrasepsiyon için seçilen ajan rahim içi araç değil ve kadın gebelik istemiyor ise hemen uzun dönem etkili korunma yöntemi kullanılmalıdır. Ancak bir sonraki adet dönemine kadar bariyer yöntemlerden birini ek olarak kullanmalıdır.

Beklenen adet dönemi 1 hafta ya da daha fazla uzar ise mutlaka bir gebelik testi yapılmalıdır.




Gebelik ve Doğum Sonrası Süreçte Egzersiz


Düzenli fiziksel aktivite gebelik ve doğum sonrası dönemi’de içeren hayatımızın her fazında sağlığımıza belirgin faydalar sağlar.

Gebelikte meydana gelen fiziksel-anatomik değişiklikler ve fetal gereksinimlerin meydana gelmesinden dolayı rutin egzersiz programlarında bazı değişiklikler yapılmasına rağmen, gebelikte fiziksel aktivite ve egzersiz minimal risklere sahiptir ve birçok faydası gösterilmiştir.

Gebelikte bir egzersiz programına başlanması ya da mevcut egzersiz programına devam edilmesi önerilmeden önce egzersize engel medikal bir durumun olup olmadığı tam olarak değerlendirilmelidir.

Komplike olmamış gebelikler aerobik egzersizleri bakımından cesaretlendirilebilir.

Gebelikte düzenli egzersiz programları; fiziksel ve pisikolojik iyi olma halinin yanında kilo alımının kontrolünü sağlar aynı zamanda gestasyonel diabet ve gebelikte hipertansif hastalıkların görülmesini azaltır.

Gebelikte aerobik egzersizlerinin yapılmasının sakıncalı olduğu durumlar; bazı kalp hastalıları, bazı akciğer hastalıkları, servikal yetmezlik (Rahim ağzı zayıflığı), serklaj sütürünün varlığı, erken doğum riski olan çoğul gebelikler, ısrarcı ikinici ve üçüncü trimester vajinal kanamaları, gebeliğin 26. haftasından sonraki plasenta previa, ciddi anemi, gebeliğin hipertansif hastalıkları, ağır sigara içiciliği olarak sayılabilir.

Gebelikte güvenli olan bazı fiziksel aktiviteler; yürüyüş, yüzme, gebelere göre düzenlenmiş olan yoga ve pilates, yerinde sabit olan bisiklet olarak sayılabilir.

Gebelikte güvensiz olan ve kaçınılması gereken fiziksel aktivitelerden bazılar; temasın olabileceği sporlar (basketbol, boks…vs), düşme riskinin yüksek olduğu sporlar (kayak, su kayağı, sörf, off-road bisiklet, jimnastik…vs), tüplü dalış, sıcak yoga ve sıcak plates sayılabilir.

Gebelikte yapılan egzersizlerde önemli olan noktalar vücut ısısının artışına, yeterli kalori ve sıvı alımına dikkat etmektir.

Egzersiz ya da fizik aktivite esnasında; vajinal kanama, düzenli ağrılı kontraksiyonlar, amniotik sıvı akışı, egzersiz öncesi dispne, baş ağrısı, göğüs ağrısı gibi semptomlarda fizik aktivite durdurulmalıdır.

Doğumdan sonraki dönemde de fizik aktivite ve egzersiz oldukça önemlidir. Doğumdan sonra egzersize ne zaman başlanacağı doğumun şekline ve kadının medikal durumuna bağlıdır. Doğum sonrası emziren kadının yaptığı egzersiz sütün kalitesini, miktarını ve fetal büyümeyi etkilemeden kardiovasküler sisteme faydalar sağlar. Kadın egzersizden önce bebeğini emzirmeli ve yeterli miktarda sıvı almalıdır.




Kordon Kanı Depolanması


Daha önceleri bir artık olarak görülen plasenta ve umblikal kord artık bazı hastalıklarda yaşam kurtarıcı olabilecek olan kök hücrelere sahip olduğu bilinmektedir.

Bazı kanser tiplerinde, genetik ve metabolik hastalıklarda kordon kanından elde edilen kök hücreler ile tedavi mümkündür. Kordon kanı depolanması rutin obstetrik bakımın bir parçası ve rutin bir medikal endikasyon değildir. Ancak çocuklarında ya da aile üyelerinden birinde kordon kanı transplantasyonu ile tedavi olabileceği bilinen bir hastalık varlığında kadınlar kordon kanı depolanması için teşvik edilmelidir.

Kordon kanı plasenta ayrılmadan önce ve ya sonra alınabilir. Kan pıhtılaşmasını önlemek için olabildiğince seri şekilde alınmalıdır.

Kordon kanı depolanması talebi olan kadınların bu işlemin avantajları ve dezavantajları hakkında bilmesi gereken önemli bazı noktalar vardır. Örneğin kordon kanı transplantasyonu sonrası kemik iliği transplantasyonu sonrasına göre daha düşük oranda akut organ reddi görülür iken, kordan kanından daha az miktarda kök hücre elde edilir. Ayrıca doğum eylemi sırasında ortaya çıkacak bazı durumlarda ise umblikal kordondan elde edilen materyal yetersiz olabilir.




Rahim Ağzı Kanseri Tarama Testleri


1-Servikal Sitoloji (pap test, servikal smear)

Genel olarak alt genital sistemin preinvaziv (kanser öncüsü lezyonları) lezyonları makroskopik olarak (ilk bakı muayenesinde) gözlenmez. Bu lezyonların tanınabilir olabilmesi için kullanılan test; pap test veya servikal smear olarak adlandırılır. Serviksten dökülen hücrelerin incelenmesi esasına dayanır

Servikal sitoloji modern tıbbın en önemli uygulamalarındandır. Çünkü servikal lezyonları (rahim ağzı) erken dönemde tanı ve tedavi imkanı sağlar.

Pap test’in özgüllüğü %98 iken duyarlılığı daha azdır. Bu nedenden dolayı pap test belli aralıklar ile tekrarlanmalıdır.

Pap test menstruasyon zamanı dışında yapılmalıdır. Hastalar test yapılmadan en az 24-48 saat önce vajinal ilişkiye girmemiş, vajinal duş almamış, vajinal tampon ya da kontraseptif krem kullanmamış olmalıdır. Vajinal spekulum mümkün olan en rahat şekilde yerleştirilmelidir. Spekulumun iç kısmına değmeyecek şekilde sadece dış kısmına ince bir tabaka şeklinde sıvı bazlı bir kayganlaştırıcı jel kullanılabilir.

Pap testin doğru yorumlanması için hastalar hekimlerine menapoz durumu, rahim içi araç kullanımı, daha önceki pap test sonuçları, gebelik durumu, dışarıdan hormon kullanımı ve son adet tarihi hakkında doğru bilgi vermelidir.

Pap test geleneksel lam testi ya da sıvı bazlı test olarak uygulanabilir.

Pap test taramaya ne zaman başlanmalıdır? 21 yaşında tarama testlerine başlanmalıdır. 21-29 yaş aralığında serviks kanseri için ortalama riske sahip kadınlarda iki yılda bir önerilir. 30 yaşında ortalama risk altındaki kadınlarda 3 tane negatif sonuç belgelendi ise 3 yılda bir tarama yapılabilir.

10 yıl içinde ardışık olarak 3 negatif pap testi olan ve ortalama risk altındaki kadınlarda tarama 65-70 yaşlarında sonlandırılabilir.

2-HPV virüs taraması ve Servikal sitoloji birlikte kullanılması;

HPV virüsü serviks kanseri ile yüksek oranda birlikteliği gösterilmiş olan bir virüstür. Bu tarama testi yüksek riskli tipler için uygulanır. Bu sayede pap testin duyarlılığ arttırılmış olur. HPV tarama testi 30 yaşından sonra başlatılır. Yapılan eş zamanlı her iki testin negatif olması durumunda test 5 yılda bir tekrarlanabilir. Herhangi bir testteki anormallik uygun klavuzlara göre yönetilir.




Doğum ve Anestezi Yöntemleri


Gebelik bir kadın için her ne kadar fizyolojik bir süreç olsa da fiziksel ve ruhsal bir çok değişimin meydana geldiği çok özel bir dönemdir. Bu özel dönemin sonucunda doğum süreci bir çok anne adayı için ayrıca bir telaşa ve kaygıya yol açabilmektdir. Doğum korkusu, doğum ağrısı, eğer sezaryen doğum olacak ise anestezi korkusu ya da kaygısı baş göstermektedir. Hem vajinal doğum hemde sezaryen doğumda ağrı kontrolü için birçok anestezi ve analjezi yöntemi mevcuttur. Vajinal doğum için ağrı kontrolünde en sık epidural analjezi yöntemi kullanılmaktadır. Bu yöntemde bel kısmından epidural aralığa bir katater yerleştirilerek belli aralıklar ile analjezikler yapılarak ağrı kontolü sağlanmaya çalışılır. Bu işlem esnasında yürümeniz ya da hareket etmeniz kısıtlanmaz. Ancak özellikle işlemin ilk yapıldığı dakikalarda tansiyon düşmesi meydana gelebilir. Bu işlemin bebek üzerine kötü bir etkisi olduğu gösterilmemiştir. Ancak doğumun ikinci evresinde yani rahim ağzı açıklığı tam olup bebeğin doğumuna kadar geçen sürenin yaklaşık 1 saat kadar uzayabildiği belirtilmektedir.

Sezaryen doğumda; hem genel anestezi hemde bölgesel anestezi uygulanabilir. Genel anestezi kadının tamamen uyuduğu yöntemdir. Bu yöntemde bebeğe anestezik gazların geçme ihtimali ve kullanılan bazı anestezik gazların rahim kasında gevşemeye neden olma ihtimali mevcuttur. Bölgesel anestezi; epidural, spinal ve kombine epidural-spinal anestezi teknikleri şeklinde yapılabilmektedir. Bu yöntemlerde yine belden bir iğne ile girilerek belden aşağısında duyu kaybı oluşturulmaya çalışılır.

Bölgesel anestezinin uygulanamadığı bazı durumlar vardır. İşlem yapılacak bölgede aktif enfeksiyon olması, hastanın kanamaya yol açabilecek bir hastalığının olması, trombosit sayılarının düşük olması, kafa içi basıncını arttıran kafa içinde bir kitle olması bu durumlardan bazılarıdır. Spinal anestezi başta olmak üzere bölgesel anestezi yöntemlerinde baş ağrısı gelişebilir. En iyi tedavisi kafein, sıvı tüketimi ve düz pozisyonda yatmaktır.

Son olarak; sizler için en iyi anestezi yönteminin ne olduğuna sizi takip eden hekiminiz ve ameliyatınıza girecek olan anestezi hekiminiz karar verece




Vajinal akıntı nedenleri nelerdir?


Doğurganlık çağındaki kadınların vajinal epiteli çok katlı yassı epitel ile örtülüdür ve glikojenden zengindir. Vajen florasında bulunan döderline basilleri glikojeni laktik aside dönüştürerek vajen PH’sını 4-4,5 civarında tutarlar bu sayede vajen florası dengede kalır ve enfeksiyonlara karşı dirençli olur. Ancak antibiotikler, cinsel aktivite, östrojen-progesterone içeren doğum control hapları, vajinal yıkama, vajinal duş, kimyasal temizleme ürünlerinin kullanımı ve diabetin varlığı bu dengeyi değiştirerek vajinit dediğimiz vajinal enfeksiyonlara neden olur.

Vajinit vajinanın enfeksiyonudur. Irritasyon(tampon ve kondom kullanımı), travma ya da enfeksiyöz ajanlar nedeni ile oluşabilir.

Vajinit durumunda; vajinal yanma, kaşıntı, akııntı, koku, cinsel ilişkide ağrı ve idrarda yanma şikayetlerine neden olabilir. Ancak normal fizyolojik vajinal akıntı enfeksiyöz akıntı ile karıştırılmamalıdır. Fizyolojik akıntı; beyaz-şeffaf renkte, kokusuz bir akıntıdır. Adet dönemine yakın artabilir.

Vajinitlerin tedavisinde nedene yönelik tedaviler yapılır. Tampon kullanımı ya da kondoma bağlı irritasyon var ise bu etkenlerin uzaklaştırılması gerekir.

Sarı-yeşil-gri renkte bol miktarda ve kokulu akıntı varlığında uygun antibiotik, beyaz süt kesiği şeklinde akıntılarda mantar enfeksiyonu için uygun tedavi planır.

Tekrarlamasını önlemek için gerekisz antibiyotik kullanımı dahil ilaç kullanımının kısıtlanması, iritasyon yapan tampon ya da kondom kullanımının önlenmesi, vajinal duş, kimyasal temizleme ürünlerinden kaçınılması ve diabet var ise şeker kontrolünün sağlanması önemlidir.

Ayrıca kullanılan iç çamaşırlarının pamuklu olanlardan seçilmesi, genital bölgenin temiz ve kuru tutulması, genital bölge yıkanır iken önden arkaya doğru yıkanması oldukça basit önlemlerdir.

Kız çocuklarında ise vajinal akıntı ve vajinitlerin en sık nedeni yanlış veya eksik genital bölge temizliğidir. Yanlış yapılan temizleme işlemi nedeni ile bağırsak içeriği vajene bulaşarak enfeksiyöz olan vajinnitlere neden olurlar. Yoğun sarı-yeşil akıntı ve kötü koku olarak kliniğe yansır. Temel tedevi doğru genital bölge temizliğini öğretmek ve uygun antibiyotiği kullanmaktır. Ayrıca çocuklarda inatçı vajinal enfeksiyon ve akıntılarda vajende yabancı cisim ve cinsel istismar göz ardı edilmemelidir.




Bartholin Bezi Kistleri ve Abseleri


Bartholin bezleri vajen girişinde sağlı ve sollu bulunan iki adet bezdir. Temel fonksiyonu vajina içine yaptığı salgılar ile vajinal kayganlığı sağlamaktır. Bezlerin salgılarını vajinaya ilettikleri kanalda bir tıkanıklık meydana gelir ise salgılar bez içinde birikip vajinaya akamaz ve bartholin kistleri oluşur. Bu kistler enfekte olur ise batholin absesi ismini alırlar. Doğurganlık çağındaki kadınların yaklaşık %2’sinde bartholin bezi ya da absesi bulunur. Abseler kistlerden yaklaşık 3 kat daha fazla görülür. Bartholin kanalında tıkanıklığa yol açabilecek nedenler; vajinal doğum, vajinal doğumda yapılan kesiler, genital bölgeye travmalar ya da bazı enfeksiyon ajanlarıdır. Bartholin abselerinden yapılan kültürlerde E. Coli, stafilokoklar başta olmak üzere çok farklı enfeksiyon ajanı üresede özellikle oral sex yapanlarda solunum sistemi ajanlarıda enfeksiyona neden olarak bartholin bezinin absesine yol açabilirler. Bartholin kistleri çoğunlukla küçük ve herhangi bir yakınmaya neden olmadıklarından dolayı tedavisiz takip edilmeleri uygundur. Ancak bartholin abseleri genital bölgede büyük bir şişlik, zonklama şeklinde ağrı, o bölgede ısı artışı, cinsel ilişkide ağrı, yürüme ve hatta oturmada ağrı şikayetlerine neden olur. Tedavide temel prensip absenin ya da kistin boşaltılmasıdır. İçeriğin bir enjektör yardımı ile çekilmesi, bezin üzerine küçük bir kesi yaparak içeriğin boşaltılması tekrarlama ihtimali çok yüksek olduğundan dolayı önerilmemektedir. Hem ilk kez meydana gelen hem de tekrarlayan abselerde kistin marsüpülizasyonu uygun tedavidir. Marsüpülizasyon bezin içeriği boşaltıldıktan sonra, bezin duvarının vulvadaki cilde bir kaç adet dikiş ile ağızlaştırıldığı tekniktir. Bezin iç duvarının tahrip edilmesine dayanan bezin içine alkol enjeksiyonu ya da gümüş nitrat konması diğer tedavi seçenekleridir. Bez boşaltıldıktan sonra bezin içine yerleştirlen Word katateri uygulaması ile de içeriğin boşaltılması yapılabilir. Bu küçük cerrahi müdahalelere antibioterapi eklenmelidir. Tüm bu yöntemler ile tekrarlama oranı %3- 13 arasında değişir. Bu yöntemler ile sıkça tekrarlayan ya da cevap vermeyen ve malignite (bartholin bezi kanseri) şüphesi bulunan kadınlarda bez tamamen çıkarılmalıdır. Ancak bezin üst kısmında yoğun kan damarı ağı nedeni ile kanama, kitlenin çok büyük olduğu durumlarda genital bölgede asimetri ve uzun iyileşme süreleri gibi dezavantajlara sahiptir.




Rahim Filmi Nedir?


Klasik rahim filmi histerosalpingografi (HSG)olarak isimlendirilir. Başta infertil kadınlar olmak üzere, düşük yapan, adet kanaması azalan ya da menapoz olmadığı halde adet kanaması kesilen kadınlarda uygulanan bir yöntemdir. HSG de litotomi pozisyonunda ( jinekolojik muayene pozisyonu) rahim içine radyo opak madde verilerek X-ray ( direkt röntgen) ile görüntü alınır. Bu işlem sayesinde rahim şekil bozuklukları, dolum defektleri, rahim içi yapışıklıklar, tüplerin açıklığı, tüp içindeki polipler, tüp içerisindeki sıvı birikiminin neden olduğu hidrosalpenks gibi durumlara tanı konur ve bir sonraki tedavi aşamasında rehber olur. Kadınların düşündükleri gibi ciddi ağrılı bir işlem değildir. Ancak zaman zaman hafif bir anestezi gerektirebilir. Klasik HSG dışında tüplerin açıklığını ortaya koyan birçok test vardır. Rahim içine verilen köpüksü enjeksiyonlar, sadece serum fizyolojik (serum) enjeksiyonu, az miktardaki hava enjeksiyonu ile yapılan eş zamanlı ultrason ile yapılan değerlendirmede tüplerin açık olup olmadığı belirlenir. Ancak bu testlerin en önemli dezavantajı hangi tüpün açık hangi tüpün iyi durumda olduğu ve rahim şekil bozuklukları, rahim içi anormallikler değerlendirilemez. İnfertilte süresi kısa, geçirilmiş bir cerrahi ya da ciddi bir pelvik enfeksiyon yok ise ve rahim 3D ultrasonografi ile çok iyi değerlendirilebilecek ise bu testler yapılabilir. Ancak hiçbiri klasik HSG nin yerini alamaz.




MENOPOZ


Tanım:

Menopoz; kadınların hayatındaki fizyolojik bir süreçtir. Ergenlik ile başlayan doğurganlık ve ovaryan fonksiyonlar menopoz ile sonlanır. 40’lı yaşların sonunda menopozal geçiş süreci başlar ve yaklaşık olarak 51-56 yaş arasında menopoz süreci tamamlanır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) menopozu ovaryan (yumurtalık) fonksiyonların kaybı sonucu menstruasyonun (adetlerin) tamamen kesilmesi olarak tanımlar. Menopozal geçiş sürecinde adet aralarının kısalması başta olmak üzere adetlerde düzensizlik meydana gelir. Yumurtalıkların yaşlanması ile azalan östrojen hormonu birçok organ ve sistemi etkiler. Sıcak basması, sıcak tahammülsüzlüğü, uyku bozuklukları, sinirlilik, vulvo vajinal kuruluk, idrar yollarındaki kuruluğa bağlı olarak sık idrara çıkma, idrar kaçırma, cinsel istek azalması, cinsel ilişkide ağrı, cinsel ilişkiden kaçınma gibi klinik yakınmaların yanında kas iskelet sistemi, kardiyovasküler sistem, sinir sistemide etkilenir.

Hormon Replasman Tedavisi Yararları ve Riskleri

İleri yaştaki menopozlu kadınlarda hormon replasman tedavisi (HRT) koroner kalp hastalığı, meme kanseri ve venöz tromboemboli (kanda pıhtı oluşması) riskinde artış ile ilişkilidir. Ancak meme kanseri riskindeki artış 5 yıldan daha uzun süre kullanım ile ilişkili olabileceği kabul edilir. 10 yıldan daha uzun süre kullanımında ise yumurtalık kanseri ile ilişkili olabileceği kabul edilir. Bunların aksine uzun dönem kullanımlarda kemik mineral yoğunluğunda artış (kemik erimesine karşı koruyucu), kemik erimesine bağlı kemik kırıklarında azalma ve kolorektal kanser riskinde azalma ile ilişkili olabileceği kabul edilir.

HRT cilt altı yolla, ağızdan, cilt üzerine yapıştırılarak; sadece östrojen ya da östrojen ve progesteron beraber verilebilir. Uterusu (rahmi) olan hastalarda östrojen ve progesteron kombinasyonu uterusu olmayan kadınlarda sadece östrojen verilebilir. Ancak hormon tedavisinin uzun dönem kullanımı ile tromboembolik olaylar, koroner olaylar (kalbi besleyen damarlar ile ilgili olaylar), safra kesesi problemleri ve meme kanseri riskinde artış bildirilmiştir.

Menopozda hormon tedavisi risk ve fayda dengesi düşünülerek hastaya özel bireyselleştirilmiş şekilde başlanmalıdır ve hastaya ile olası riskler anlatılmalıdır. Kullanılacak olan ilacın tipi, uygulama şekli ve süresi hastaya göre belirlenmelidir. Günümüzde hormon tedavisi; vazomotor semptomlar( sıcak basması), vulvuo-ajinal atrofi yakınmaları (cinsel ilişkide ağrı, zorlanma, vajinada incelme) ve osteoporozon (kemik erimesi) önlenmesinde önerilir. Hormon tedavisi başlanan kadınlarda tedaviye gereksinimi 6-12 aylıklık aralar ile tekrar değerlendirilmelidir. Güncel klavuz bilgileri ışığında hasta ile tekrar tedavinin yarar ve olası zararları görüşülmelidir. Kemik erimesi için uzun süreli tedaviler daha çok kemiğe özgü ilaçlar ile yapılmalıdır. Hormon tedavisi için her hasta uygun değildir. Aşağıdaki durumların varlığı göz önünde bulundurulmalıdır.

Östrojen tedavisinin uygun olmadığı durumlar;

1-Kesin tanı konulamamış olan vajinal kanamalar

2-Bilinen ya da şüpheli meme kanseri varlığı

3-Östrojene bağımlı kesin ya da şüpheli kanser varlığı

4-Geçirilmiş ya da var olan tromboemboli (damarlarda pıhtı olması)

5-Aktif karaciğer hastalığı varlığı

6-Östrojen preperatlarına bilinen allerji durumu

7-Bilinen ya da kuşkulu gebelik durumu

Östrojen tedavisinin dikkatli kullanılması gereken durumlar

1-Demans (bunama)

2-Safra kesesi hastalıkları

3-Hipertrigliseridemi

4-Hipotroidi

5-Kolestatik sarılık

6-Kalp ya da böbrek fonksiyon bozukluğuna bağlı ödem varlığı

7-Ciddi hipokalsemi

8-Endometriozis öyküsü

9-Hepatik hemanjiomlar

Menapoza Özgü Durumların Tedavisi

Vazomotor Yakınmalar:

Menopozal geçiş dönemindeki en sık yakınma; sıcak basmaları olarak bilinen vazomotor semptomlardır. Menopoz sonrası kadınların %50- %85’inde görülürken kadınların %25’inde ciddi problemlere neden olur. Letarji, uyku bozukluğu ve depresif yakınmalara yol açabilir. Vazomotor semptomlar ve uyku bozukluları için en etki tedavi uygun hastalar için hormon tedavisidir. Bunun yanında bazı antidepresif ilaçlar, akupunktur, fito östrojenler (soya ürünleri, keten tohumu, kırmızı yonca, siyah yılan otu), E vitamini kullanımı, kilo verme, sigarayı bırakma, meditasyon, doğru nefes egzersizleri vazomotor semptomların tedavileri için alternatif yöntemlerdir.

Osteoporoz:

50 yaş üstü ve patolojik kırık bakımından risk faktörü bulunduran kadınlar ve 65 yaş üstü olan kadınlar kemik dansitometri ile değerlendirilimelidir. Osteoporozun değerlendirilip tedavi edilmesi bu işin uzmanları ile yapılmalıdır.

Vulvo Vajinal Atrofi:

Menopoz ile beraber östrojen düzeyinin azalması ciltte olduğu gibi vajinal mukozada da incelme yapar ve cinsel ilişkide ağrıya (disparoni) neden olur. Verilen vajinal ya da sistemik östrojen tedavisi ile disparoni rahatlatılabilir. Östrojen dışında bazı kayganlaştırıclar da kullanılabilir. Son zamanlarda genital lazer uygulamalarının gelişmesi ile beraber vajina mukozanın yeniden yapılandırılması sağlanarak vajinal kuruluk hissi giderilebilir.

Ürogenital Atrofi:

Östrojen düzeyinin azalması üretra (İdrarın mesaneden dışarı aktığı küçük boru) mukozasında kısalma incelme yapması; hem idrarda yanma hem de idrar kaçırmaya yol açabilir. Östrojen tedavisi ile düzelme olabilir.

Tüm bilgiler en güncel kaynaklardan elde edilerek hazırlanmakta olup yanlızca bilgilendirme amacı tasımaktadır. Tıbbi olarak herhangi bir hastalıga tanı koymak veya tedavisini planlamak amacı ile kullanılamayacagı gibi, bu kararı sizin için en uygun sekilde; sizi muayene eden doktorunuz yapabilir.